11.26.2006

yetim kız

Yetim Kız

“Yetim Kız” Nil Prodüksiyon tarafından sanat ve müzik dünyamıza kazandırılan Peygamberin Gülleri- Çocuk Şarkıları adlı yapımdan bir şarkı. Geçenlerde bir müzik televizyonuna rastladım bu duygusal klibe, o gün bugündür aklımdan çıkmıyor.
Şarkının sözleri Yusuf Dursun, müzik-şiir ise (niye böyle demeyin şarkının sonunda bir de şiir var) Yasin İlhan’a ait.
Video, yetim kızın annesinin mezarına çiçek koymasıyla başlıyor. Ardından yetim kız ve onun gibi tüm boynu bükük arkadaşları, ellerini açıp gül bahçesinde dolaşarak şarkı söylüyor.
Şimdi ben eser için ne söylesem az, sizin izleyip karar vermeniz lazım.
Annesi babası tarafından azarlanan, arkadaşları tarafından itelenen ve triplere girmiş tüm çocukların en damardan şarkısı olacağına eminim Yetim Kız’ın. Özellikle şarkının sonunda “bugün çocuklar seksek oynarken beni oyunlarına almadı, çok üzüldüm” şeklindeki serzenişi günlerce dillerden düşmeyecek.
Yapımcılarımızdan en yakın zamanda Yetim Kız’dan sonra “Şehit Anası”” adlı şarkıyı bekliyorum.

11.11.2006

işler_değişti

İşsizim, yalnızım diye yazıp ertesi gün işe başladım iyi mi? Gece gündüz çalıştığım için de blog yazamıyorum. Bunca yıldır abuk sabuk konularla, bilmemne ile bilmemne barışsın mı, kıyafetleri oylayınız, bul karayı al parayı, bizi arayın size araba vericez vs... sonunda bir mükafatını görmüş durumdayım.
Hadi hayırlısı.

10.18.2006

işsiz_adamın_günlüğü

Önce bütün dolapları aşağı indirdim, çamaşır suyuyla hepsinin içini sildim. Ertesi gün yerleri. Daha sonraki gün Şenay Düdek'in programı. Okuduğum kitapların hepsi birbirine karıştı artık bir tanesini bile hatırlamıyorum. Çoğu filmi gördüm, artık mahalledeki bilmem ne hanımın sergisine bile gittim. Eskiden bir saatte yaptığım bir iş şimdi benim tüm günümün hedefi haline geliyor. Pazara gidilecek mesela Pazartesi gününün işi de buydu.
Öte yandan dün gittim güzel bir film gördüm Film Ekimi'nde Sydney Lumet'in filmi. Yani o kadar da berbat değil herşey.
Ama iyi olacak biliyorum. Herşey karar verene kadar. Ondan sonra gerisi geliyor. Bu bir dönem, ben de bunu atlatacağım.
Üstelik her sabah halen erken kalkıyorum. Sonra gidip muhakkak işlere bakıyorum, başvuruyum ve görüşmelerimi yapıyorum. İnanıyorum ki kendi kontrolüm altında olan işlerin hepsi bir şekilde iyi olacak.

10.13.2006

Kargadan_feyz_almak_lazım

İnsan kendini ne kadar yırtarsa yırtsın, yine her şey kendi zamanı içinde oluyor. Yani kendine göre uydurmak diye birşey yok hayatta. Elinden gelenin en iyisini yapabilirsin hepsi bu. Gerisi biraz sabır, biraz şans, anlayacağınız yukarısıyla ilgili işler.
Herşeyi zamanından önce tamamlamak isteyen, dünyanın en sabırsız ve herşeyi kafasına göre şekillendirmek isteyen insanlarından biriyim ben aslında. Üstelik tüm bunlar olurken ne şiş yansın ne kebap isterim.
Tam ben bu derin konular hakkında yazarken, dışarıdan bir ses geldi. Bir karga. Ağzındaki cevizi belirli bir mesafeden çat diye terasın üzerine bırakıyor. Kırılana kadar deniyor.
Onlardan öğrenecek çok şey var, karga deyip geçmemek lazım. En zeki en yaşlı hayvanlardan biri yeryüzünde. Zamanlama, hesaplama, çalışma, sabır ve sonuç elde etmek hakkında.

10.04.2006

Yabancı_Damat_ve_Beyaz_dişin_sağlık_maceraları


Ağır bunalım programım iki kolda ilerliyor. Fiziksel ve ruhsal kendine acı çektirme şeklinde. Ruhsal olan konusunda çok başarılıyımdır, vesvese, endişe, kendine acıma konusunda üstüme adam tanımam. Etrafa çok anlatamadığım hep kontrollü bir görüntü vermek istediğim, üstelik sevilmeyen, onaylanmayan biri olmaktan çok korktuğum için kaşım gözüm oynamaya başlar. Tiklerim devreye girer. Burnumu sıkıp dururum mesela, ya da gözlerimi kırpıştırırım, o kadar çok yaparım ki bunu yapmaktan yorgun düşerim. Ama herkesin ortasında da yapamam, yaptığımın hastalıklı birşey olduğunu bildiğim için kendime mani olurum. Yapmamalısın, rezil olursun kaşını gözünü oynatmamalısın derim kendime. Hakkaten de yeni biriyle tanıştığımda tikim olduğunu anlamazlar. Her canım sıkıldığında, gerildiğimde ve mutsuz olduğumda tekrar eder bu tikler. Ailem çok küçük yaşımdan beri yaptığım için bilirler o dönemlerde hey heylerimin üstümde olduğunu, üstüme varmazlar, ya da çok üzülürler bunun için de yapma şöyle kaşını gözünü oynatma derler, bazen taklidimi yaparlar bazen de kendini sıkma, üzme kendini onun yüzünden kaşını gözünü oynatıyorsun derler. Herneyse bu sıkıntılı bir durumdur. Kendine mani olamama istem dışı olarak kaşının gözünün oynaması hiç de güzel bir durum değildir. Ama bu sefer bu konuyu da çözmeye karar verdim, neyse tedavisi göreyim de kurtulayım bu sapık halden.
Bu ruhsal kısmı, bir de fiziksel işkence hali var. Her işten ayrıldığımda ya da büyük değişiklikler arifesinde diş doktoruna giderim ben. Bir tür yeniden yapılanma hali. Ben, çok ufak yaşlardan beri bir diş hastası olduğumdan alışkanımdır türlü işkencelere. Zaten her 6 ayda kontrol ufak tefek tamiratların yapılması, 3 senede bir büyük temizlik adettendir. Bu sonuncusunu biliyorsunuz aslında diş beyazlatma. Hani yalnızca sızım sızım sızlatmakla kalmayıp aynı zamanda yalnızca beyaz besinlerin tüketildiği diyeti de olan. Dün son kontrolümü yaptırmak üzere diş doktoruna gittiğimi sanıyordum ki meğer yanılmışım. Bir anda tekrar iğneler yapıldı, ardından bir kez daha beyazlatma işlemi yapıldı. Gerçekten kaçmak istedim bu sefer oradan. Ama tam o sırada Yabancı Damat (Özgür) geldi. Bekleme odasında görmüştüm birbirimizi selamladık ama ben onun Yabancı Damat olduğunu anlamamıştım. Meğer o da dişlerini beyazlattırıyormuş. Tam arkamda tüm hafta nasıl dişlerinin ağrıdığını, canının yandığını anlatmaya başladı! Valla çok acıyor, akşam daha da canın acıyacak haberin olsun dedi. Ağzımda aparatlar gözümde lazer için kaynak gözlükleri varken. Çok komik bir durum. Sonra işlem bitince dertleştik. Çok acıyor kardeş valla allah kurtarsın diyerek. Dişçiye gitmek tam eğlenceli olmaya başlamıştı ki tedavim bitti. Sanırım orada o çocuk kadar sevimli birini görmesem hakkaten canım daha çok acırdı. Aman da ne tatlısın sen deyip teyzeler gibi yanaklarını sıkmamak için zor tuttum kendimi.
Neyse yarın da tik doktoruna gideceğim. Belli mi olur belki orada da Bülent Ersoy, Seda Sayan falan gibi bir arkadaş edinirim kendime. Hayatım renklenir.

10.03.2006

bunalımların_kadını

Bir sıkıntılı haldeyim ki anlatamam. Yazmaya üşenmemin nedeni bu. Ama belki de yazarsam rahatlarım. Nasıl gidip bu kadar saçma durumlara düşebiliyorum bilmiyorum. Bu da benim becerilerim içinde olmalı. Enayilik derecesinde şans verme ve iyi niyet hali.
Ben yaşadığım herşeyin kendi kontrolümde olduğuna inanmak isterim. Birşeyi çok istersem olur diye düşünürüm. İstemediğim bir şey olursa yeteri kadar istemediğim için ya da yanlış şeyi istediğim için olduğunu. Anlayacağınız kendimi yerim bitiririm.
Elimin kolumun bağlı olması, beklemek beni en üzen durumlardan biridir. Ay bu kadar ne zırvalıyorsun derseniz artık bir karar verilmesini bekliyorum.
Hayatım boyunca yalnız kalmaya, böyle tek başına debelenmeye mahkum muyum ben acaba? Daha ne kadar bu böyle sürecek?

9.22.2006

beyaz_geceler

En baştan alayım. İşten ayrıldım ben. Karşılıklı ayrılma kararı verdik gibi komik bir cümle mi kurayım yoksa sonunda istediğim oldu kendimi attırmayı başardım mı desem? Herneyse işte, sonunda istediğim oldu, tazminatımı da alarak sinirimi bozan, üç kuruş paraya, üstüne gurur kırıcı davranışlara tahammül etmeye bir son verdim. Çok mutluyum geç bile kaldım.
Şimdi çalışmıyorum. Bir başka kente yerleşmek üzere beklemedeyim. Daha ortada bir ev yok. Ev tutmak, düzen kurmak bir takım kararlar almak lazım. Bunları da işten ayrılır ayrılmaz yangından mal kaçırır gibi yapmak istemiyorum. Ben en azından en büyük hataları stres altındayken yapıyorum daha sakin olmak istiyorum.
E bu işin bir adını koyalım, bizimkiler de sıkıştırıp duruyorlar deyip bir çuval inciri berbat etmemek için ben de bir meşguliyet buldum, kendimi sağlık işlerine verdim. Dişçiye gidiyorum. Her kim diş beyazlatmanın ağrısız acısız bir işlem olduğunu söylüyorsa yalan söylüyor. Lazerle yapılan bir işlem ve çooook acıtıyor. Önce üst çeneyi yapıyorlar ardından 2 gün sonra da alt çeneyi. Üstler acımadı dişler büyük olduğundan ama alt çenem o kadar acıdı ki. Dün öleceğimi sandım ağrıdan. Çok güzel oldu hakikaten dişlerimden artık çok memnunum ama hala ağrısı dinmiş durumda değil. Çok da enteresan bir rejimi var. Efendim 48 saat boyunca yalnızca beyaz gıdaları yemeniz gerekiyor. Peynir, süt, yoğurt, ayran, haşlanmış tavuk gibi. Tabii hem alt hem de üst çene ayrı seanslarda yapıldığından bu 5 güne denk geliyor. Tabii ki sigara içmek yasak. Ne kadar zorlandığımı ve asabımın ne çok bozulduğunu anlatamam, nanesiz kırmızı bibersiz yağsız yayla çorbası (çünkü yağ sarı ve baharatlar renkli noolur noolmaz tehlikeye atamam kendimi ya dişlerimde yeşil benekler çıkarsa?) beyaz peynir ekmek yemekten fenalık geldi. Sabahları süt içiyorum çay içmek yasak tabii. Sigara içmediğim için ilk 2 gün öyle çok başım ağrıdı ki. Ama artık iyiyim, üstelik bu rejim yarın bitiyor. Bitiyor ama kendini kasmaktan ben de tikli sorunlu bir insan oldum çıktım. Dişler süper oldu ama bu sefer de akıl sağlığımı yitirdim. Cumartesi öğleden sonra gidip kırmızı lahana salatası, gıda boyasıyla boyanmış yeşil makarna, domatesli barbunya, ızgara et her türlü renkte yemek yemeyi, 1 şişe kırmızı şarap ve 2 paket sigara içmeyi düşünüyorum!